İlmia Süleyman Kılıç & Şaman Davulundan Modern Yalnızlığa

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren yalnızca yaşamaz; anlam arar. Belki de bu yüzden tarih
boyunca mağaralardan saraylara, çadırlardan gökdelenlere kadar herkes bir şeye tutundu.
Kimi Tanrı’ya inandı, kimi göğe, kimi aşka, kimi de insanın içindeki görünmez güce…
Çünkü insanın yalnızca ekmeğe değil, inanmaya da ihtiyacı vardır.
Bugün modern dünya bize her şeyi öğretiyor; nasıl daha hızlı yaşayacağımızı, daha çok
kazanacağımızı, daha fazla tüketeceğimizi… Ama bir şeyi unutturuyor: İnsan ruhunun
sadeliğe ihtiyacı olduğunu.
Belki de bu yüzden çağımızın insanı, kalabalıkların içinde bile kendini yalnız hissediyor.
Çünkü ruh, gürültüyle değil; anlamla beslenir.
Eski Türkler bunu çok iyi biliyordu. Göktanrı inancında gök kutsaldı ama doğa da aynı ölçüde
kutsal kabul edilirdi. İnsan kendisini evrenin efendisi değil, bir parçası olarak görürdü.
Şamanlar yalnızca dini figürler değildi; doğayla insan arasındaki dengeyi koruyan kişilerdi.
Bir ağaca bakarken sadece odun görmezlerdi. Akan suyun, esen rüzgarın ateşin bile bir ruh
taşıdığına inanırlardı.
Aynı düşünceyi dünyanın öbür ucundaki Kızılderili kabilelerinde de görmek mümkündü.
Onlar için doğa fethedilecek bir yer değil, birlikte yaşanacak kutsal bir varlıktı. Toprak “sahip
olunan” değil, emanet alınan bir şeydi. Birçok Kızılderili kabilesi ava çıkmadan önce
hayvandan özür diler, öldürdüğü canlının ruhuna saygı gösterirdi. Çünkü onlar, insanın
doğadan üstün değil; onunla eşit olduğuna inanıyordu.
Belki de bugün kaybettiğimiz şey tam olarak budur.
Modern insan artık toprağa basmadan yaşıyor. Göğe bakmadan, rüzgarı hissetmeden,
sessizliği dinlemeden… Sürekli tüketiyor ama hiçbir şeyle bağ kurmuyor. Oysa hem bozkır
kültüründe hem de Kızılderili öğretilerinde insan sadeleşmeden hakikate yaklaşamazdı.
Fazlalık ruhu ağırlaştırırdı. Şamanın yolculuğu da Kızılderili bilgesinin sessizliği de aynı yere
çıkıyordu: İnsanın özüne dönüşüne.
Daha az eşya…
Daha az gürültü…
Daha az hırs…
Ve daha çok iç ses…
Belki bu yüzden bugün insanlar yeniden doğaya kaçmak istiyor. Telefonlarını kapatıp
sessizlik arıyor, betonlardan uzaklaşıp toprağa dokunmak istiyorlar. Çünkü ruh yorulduğunda
ilk olarak fazlalıkları reddeder.
Kızılderililerin eski bir sözü vardır:
“İnsan son ağacı kestiğinde, son nehri kirlettiğinde ve son balığı avladığında paranın
yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”
Belki de modern dünyanın bütün karmaşasını tek cümlede anlatan söz budur.
Çünkü insan, doğadan uzaklaştıkça kendinden de uzaklaşıyor.
İnanç da biraz böyledir aslında. Tanrı’ya, evrene ya da Göğe inanmak; bazen karmaşık
cevaplar aramak değil, insanın kendi içindeki sesi yeniden duyabilmesidir. Şaman davulunun
ritmiyle Kızılderili flütünün hüznü belki de bu yüzden insanın içine işler. Çünkü ikisi de aynı
şeyi fısıldar:
“Yavaşla… Hatırla… Sen doğanın sahibi değil, parçasısın.”
Bugün dünyanın en büyük yoksulluğu belki de ruhsal yorgunluktur. İnsanların evleri büyüdü
ama iç dünyaları daraldı. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes bir yere
yetişmeye çalışıyor ama neden koştuğunu unutanların sayısı giderek artıyor.
Belki de artık yeniden sadeleşme zamanı.
Göğe bakmayı hatırlamak…
Bir ağacın altında sessizce oturabilmek…
Rüzgarın sesini duyabilmek…
Ve insanın, evrenin merkezinde değil; onun küçük ama değerli bir parçası olduğunu yeniden anlayabilmek…
Çünkü bazen insanı iyileştiren şey, daha fazlasına sahip olmak değil; özüne geri
dönebilmektir.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma