Ana Sayfa / Yazarlar / İlmia Süleyman Kılıç & Şaman Davulundan Modern Yalnızlığa

İlmia Süleyman Kılıç & Şaman Davulundan Modern Yalnızlığa

22 Mayıs 2026 20:41
İlmia Süleyman Kılıç & Şaman Davulundan Modern Yalnızlığa
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren yalnızca yaşamaz; anlam arar. Belki de bu yüzden tarih

    boyunca mağaralardan saraylara, çadırlardan gökdelenlere kadar herkes bir şeye tutundu.

    Kimi Tanrı’ya inandı, kimi göğe, kimi aşka, kimi de insanın içindeki görünmez güce…

    Çünkü insanın yalnızca ekmeğe değil, inanmaya da ihtiyacı vardır.

    Bugün modern dünya bize her şeyi öğretiyor; nasıl daha hızlı yaşayacağımızı, daha çok

    kazanacağımızı, daha fazla tüketeceğimizi… Ama bir şeyi unutturuyor: İnsan ruhunun

    sadeliğe ihtiyacı olduğunu.

    Belki de bu yüzden çağımızın insanı, kalabalıkların içinde bile kendini yalnız hissediyor.

    Çünkü ruh, gürültüyle değil; anlamla beslenir.

    Eski Türkler bunu çok iyi biliyordu. Göktanrı inancında gök kutsaldı ama doğa da aynı ölçüde

    kutsal kabul edilirdi. İnsan kendisini evrenin efendisi değil, bir parçası olarak görürdü.

    Şamanlar yalnızca dini figürler değildi; doğayla insan arasındaki dengeyi koruyan kişilerdi.

    Bir ağaca bakarken sadece odun görmezlerdi. Akan suyun, esen rüzgarın ateşin bile bir ruh

    taşıdığına inanırlardı.

    Aynı düşünceyi dünyanın öbür ucundaki Kızılderili kabilelerinde de görmek mümkündü.

    Onlar için doğa fethedilecek bir yer değil, birlikte yaşanacak kutsal bir varlıktı. Toprak “sahip

    olunan” değil, emanet alınan bir şeydi. Birçok Kızılderili kabilesi ava çıkmadan önce

    hayvandan özür diler, öldürdüğü canlının ruhuna saygı gösterirdi. Çünkü onlar, insanın

    doğadan üstün değil; onunla eşit olduğuna inanıyordu.

    Belki de bugün kaybettiğimiz şey tam olarak budur.

    Modern insan artık toprağa basmadan yaşıyor. Göğe bakmadan, rüzgarı hissetmeden,

    sessizliği dinlemeden… Sürekli tüketiyor ama hiçbir şeyle bağ kurmuyor. Oysa hem bozkır

    kültüründe hem de Kızılderili öğretilerinde insan sadeleşmeden hakikate yaklaşamazdı.

    Fazlalık ruhu ağırlaştırırdı. Şamanın yolculuğu da Kızılderili bilgesinin sessizliği de aynı yere

    çıkıyordu: İnsanın özüne dönüşüne.

    Daha az eşya…

    Daha az gürültü…

    Daha az hırs…

    Ve daha çok iç ses…

    Belki bu yüzden bugün insanlar yeniden doğaya kaçmak istiyor. Telefonlarını kapatıp

    sessizlik arıyor, betonlardan uzaklaşıp toprağa dokunmak istiyorlar. Çünkü ruh yorulduğunda

    ilk olarak fazlalıkları reddeder.

    Kızılderililerin eski bir sözü vardır:

    “İnsan son ağacı kestiğinde, son nehri kirlettiğinde ve son balığı avladığında paranın

    yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

    Belki de modern dünyanın bütün karmaşasını tek cümlede anlatan söz budur.

    Çünkü insan, doğadan uzaklaştıkça kendinden de uzaklaşıyor.

    İnanç da biraz böyledir aslında. Tanrı’ya, evrene ya da Göğe inanmak; bazen karmaşık

    cevaplar aramak değil, insanın kendi içindeki sesi yeniden duyabilmesidir. Şaman davulunun

    ritmiyle Kızılderili flütünün hüznü belki de bu yüzden insanın içine işler. Çünkü ikisi de aynı

    şeyi fısıldar:

    “Yavaşla… Hatırla… Sen doğanın sahibi değil, parçasısın.”

    Bugün dünyanın en büyük yoksulluğu belki de ruhsal yorgunluktur. İnsanların evleri büyüdü

    ama iç dünyaları daraldı. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Herkes bir yere

    yetişmeye çalışıyor ama neden koştuğunu unutanların sayısı giderek artıyor.

    Belki de artık yeniden sadeleşme zamanı.

    Göğe bakmayı hatırlamak…

    Bir ağacın altında sessizce oturabilmek…

    Rüzgarın sesini duyabilmek…

    Ve insanın, evrenin merkezinde değil; onun küçük ama değerli bir parçası olduğunu yeniden  anlayabilmek…

    Çünkü bazen insanı iyileştiren şey, daha fazlasına sahip olmak değil; özüne geri

    dönebilmektir.

 

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz