Ana Sayfa / Yazarlar / Mehmet Fuat Ergun & İNSANIN İÇİNDEKİ "BEN" KİMDİR?

Mehmet Fuat Ergun & İNSANIN İÇİNDEKİ "BEN" KİMDİR?

11 Ekim 2026 11:09
Mehmet Fuat Ergun & İNSANIN İÇİNDEKİ "BEN" KİMDİR?
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

Sene 1970... İTÜ Makina’dayım. Uluslararası ısı literatürüne geçmiş, suyun kaynama noktasındaki damlacıkların teorisini kurmuş büyük bilim insanı Prof. Dr. Nejat Aybers’ten iki yıl boyunca Termodinamik dersi aldık. O zamanın 19-20 yaşlarındaki gençler olarak zihnimizde şu soruların karşılığı yoktu: Termodinamik ne? Enerji ne, madde ne? Entropi ne?

Enerjinin korunumu kanununu hoca anlatırdı: "Enerji yoktan var edilemez, var olan enerji yok edilemez." Bu kavramlar o yıllarda aklımızın ucuna bile gelmezdi. Hatta Termodinamiğin 1., 2. ve 3. yasaları üzerine felsefi bir derinlikle düşünemezdik bile.

Bugün sizlere, o yıllarda çoğumuzun sorgulamadığı ama varoluşun merkezinde duran O soruyu termodinamik açısından açıklamaya çalışacağım: "BEN KİMİM?"

Bedenimiz neden oluşur? İlk vereceğimiz cevap basittir: "İnsan; kemikten, sudan ve milyarlarca hücreden oluşur.

Peki, bedenimizdeki maddeler sürekli değişiyorsa, seni "sen" yapan şey tam olarak nedir? Çocukluktaki bedenimizle bugünkü bedenimiz aynı değil. Hücrelerimizin bir kısmı öldü, yerlerine yenileri geldi. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve yediğimiz besinler bedenimizin parçalarına dönüştü. Daha önce "bize" ait olan maddelerin bir kısmı çoktan çevreye karıştı. Buna rağmen kendimizi hâlâ aynı kişi olarak görüyoruz.

Peki "BEN" dediğimiz şey tam olarak nerede bulunuyor?

Bu sorunun cevabı, belki de suyun içinde beliren o garip sınırda saklıdır...

Tatlı su ile tuzlu su karşılaştığında, bu iki su kütlesi her zaman birbirine karışmaz. Türbülansın yeterince zayıf olduğu bazı haliçlerde ve su altı mağaralarında, tuzluluk kısa bir mesafede hızla değişerek bir geçiş tabakası oluşturur. Bu tabakayı ayıran gerçek bir duvar yoktur; sınırı oluşturan ayrı bir madde de bulunmaz. Gördüğümüz şey; tuzluluk, yoğunluk, sıcaklık ve akış koşullarının meydana getirdiği dinamik bir dengedir. Bu koşullar devam ettiği sürece bir sınır görünür kalır. Koşullar ortadan kalktığında su varlığını sürdürür ama aradaki sınır kaybolur.

 Ya insan da buna benziyorsa? Ya sen değişmeyen, katı bir nesne değil de; sürekli değişen madde akışı içinde bir süre korunabilen zamansal, canlı bir sınırsan?

Bir masaya dokunduğunda sertlik hissedersin. Bir taşa vurduğunda dirençle karşılaşırsın. Bedenin nerede bittiğini derinin çizdiği sınırdan anlarsın. Bu yüzden dünya bize ayrı ve katı nesnelerden oluşuyormuş gibi görünür. Sertlik gerçektir fakat maddenin değişmez özü değildir; birçok fiziksel ilişkinin birlikte oluşturduğu kararlı bir özelliktir.

Şimdi gelelim enerjiye... Enerji; evrendeki nesnelerin görünmez bir sıvısı ya da kozmik ham maddesi değildir. Fiziksel sistemlerin durumunu tanımlayan ölçülebilir bir niceliktir. Hareketin, ışınımın, kütlenin, ısının ve kimyasal bağların enerjisi olabilir. Kütle, uygun süreçlerde başka enerji biçimlerine dönüşebilir. Asıl soru enerjinin nasıl maddeye dönüştüğü değildir; madde ve enerji akışının biz insanlar gibi uzun süre varlığını koruyabilen örgütlü yapıları nasıl meydana getirdiğidir.

Bir nehirdeki girdabı düşünelim... Girdabın belirli bir yeri ve biçimi vardır. Onu görebilir, fotoğrafını çekebilir ve hareketini takip edebiliriz. Fakat girdabı oluşturan su sürekli değişir. Bir su molekülü girdaptan ayrılırken başka bir molekül onun yerini alır. Girdap, tek ve aynı suyun içinde varlığını sürdürmez; akışın kendisinden doğar.

Nefes alırsın, su içersin, besin tüketirsin, ısı yayarsın, atık maddeleri dışarı atarsın. Bedeninle çevren arasında durmaksızın bir madde ve enerji alışverişi gerçekleşir. Ancak vücudundaki hücrelerin hepsi aynı hızla değişmez. Kan ve bağırsak hücrelerinin bir kısmı günler içinde yenilenirken; bazı sinir ve kalp kası hücreleri onlarca yıl yaşayabilir. Yetişkin bir insan bedeninde günde yaklaşık 330 milyar hücre yenilenir.

Bunca değişime rağmen zaman bizi bir arada tutar. Çünkü yaşam, durağan bir dengede kalmak değildir; dengede kalabilmek için sürekli çalışmaktır.

Beden; sıcaklığını, kan şekerini, iyon yoğunluğunu ve su dengesini belirli sınırlar içinde tutabilmek için devamlı enerji harcar. Hücreleri onarır, proteinleri yeniler, hasarları tespit eder ve çevresel değişimlere yanıt verir. İç düzenini korurken, dışarıya ısı ve atık bırakır. Böylece evrenin toplam entropisi yine artar. Yani yaşam, termodinamiğin ikinci yasasına karşı çıkmaz; aksine onun sunduğu enerji akışlarından yararlanarak var olur.

Peki bütün bunların içinde "BEN" nerede bulunuyorum?

Tek bir atomda mı? DNA’da mı? Kalpte mi? Yoksa beynin belirli bir noktasında mı?

DNA önemli bir süreklilik taşır ama DNA tek başına yaşayan bir insan değildir. Beyin; sinir bağlantıları, bağışıklık sistemi, hormonlar, anılar, bedenin iç sinyalleri ve çevreyle kurduğu ilişkilerle bir bütün olarak çalışır. Bu yüzden insan, parçalarının basit bir toplamından çok daha fazlasıdır.

​Seni "sen" yapan şey, atomların tek tek varlığı değil; bu atomların zaman içinde nasıl örgütlendiği, geçmiş durumlarıyla nasıl bağ kurduğu ve sistemin kendini nasıl devam ettirdiğidir.

Ölüm gerçekleştiğinde, bedenin bütün atomları bir anda ortadan kaybolmaz. Madde hâlâ oradadır. Ancak hayati fonksiyonlar durduğu için beden artık kendisini tek bir bütün olarak koruyamaz.

​Girdap örneğine dönersek... Ölüm, suyun yok olması değildir; girdabı oluşturan koşulların ortadan kalkmasıdır.

Nehir hâlâ vardır, su hâlâ akmaktadır; fakat girdap artık yoktur.

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz