Ana Sayfa / Yazarlar / Mehmet Fuat Ergün & NEDEN YAŞLANDIKÇA ZAMAN HIZLI AKIYOR?

Mehmet Fuat Ergün & NEDEN YAŞLANDIKÇA ZAMAN HIZLI AKIYOR?

4 Ekim 2026 10:31
Mehmet Fuat Ergün & NEDEN YAŞLANDIKÇA ZAMAN HIZLI AKIYOR?
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

Zaman yaşlandıkça hızlanıyor mu, yoksa değişen zaman değil, onu algılayan biz miyiz?

Çocukken bir yıl çok büyük bir süredir.

10 yaşındaki bir çocuk için 1 yıl, yaşadığı hayatın %10'udur.

50 yaşındaki biri için ise yalnızca %2. Hele benim gibi 76 yaş almış biri için yüzde bir bile değil.

Dolayısıyla çocuk için bir yıl, hayatının çok daha büyük bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle daha uzunmuş gibi algılanmaktadır.

Çocuklukta her şey yenidir

Çocukken ilk kez gördüğümüz, öğrendiğimiz ve yaşadığımız şeylerin sayısı çok fazladır. İlk okul, ilk arkadaş, ilk bisiklet, ilk deniz, ilk aşk, ilk yolculuk...

Beyin yeni deneyimleri daha ayrıntılı kaydeder. Bu nedenle geriye baktığımızda çocukluk dönemimiz olaylarla dolu ve uzun görünür.

Yaş ilerledikçe günler birbirine daha çok benzemeye başlar.

Günlük hayat zamanı sıkıştırır. Her gün benzer şeyleri yaptığımızdan beynimiz her günü ayrı bir olay gibi kaydetmez.

Pazartesi, salı, Çarşamba derken bir bakarız ki haftalar  bitmiş. Ay bitmiş.

Ama çocuk için öylemi bir yaz tatili bile sayısız yeni deneyimle doludur. Bu yüzden tatil bitmek bilmez.

Çok ilginç bir çelişki var

Yaşarken zaman yavaş, geriye dönüp bakınca hızlıdır.

Çocukken günlerimiz aylar geçiyor gibi gelir. Ama 40 yıl önceki günlerimize baktığımızda su gibi geçti deriz.

Zaman hızı değişmiyor, bizim zamanla ilişkimiz değişiyor.

Yaş ilerledikçe zamanın değerini daha fazla fark ediyoruz

Gençken önümüzde çok uzun bir gelecek olduğunu düşünürüz.

Yaş ilerledikçe geçmiş büyür, gelecek ise göreceli olarak kısalır. Bu da geçen her yılı daha görünür ve değerli hale getirir.

Belki de asıl mesele zamanın hızlanması değil, kalan zamanın kıymetini bilmemizdendir.

76 yaşıma geldiğimde şunu daha iyi anlıyorum. Zaman çocukluğumda yavaş, bugün hızlı değil. Zaman hep aynı hızda geçiyor. Değişen acaba benmiyim?

Bundan dolayı bize düşen zamanı yavaşlatmaya çalışmak değil, elimizdeki her anı daha dolu yaşamayı düstur edinmektir.

Peki gerçekten zaman hızlandımı? Hayır.

Değişen zaman değil, zamanı algılayan biziz.

Çocuklukta hayatımız yeniliklerle doludur.

İlk okul günü, ilk arkadaşlık, ilk bisiklet, ilk deniz, ilk yolculuk, ilk sinema, ilk aşk…

Beynimiz yeni ve farklı deneyimleri daha ayrıntılı kaydeder. Bu nedenle çocukluk yıllarımıza geriye dönüp baktığımızda, sanki uzun ve çok dolu bir hayat yaşamışız gibi gelir.

    Yaş ilerledikçe ise hayatımızın önemli bir bölümü rutine dönüşür.

    Aynı ev, aynı yollar, benzer işler, benzer alışkanlıklar…

    Günler birbirine benzediğinde beynimiz her günü ayrı ve önemli bir olay olarak kaydetmez.

    Sonra bir bakarız ki bir ay geçmiş.

    Ardından bir yıl…

    Ve insan kendi kendine sorar:

    Bu zaman nereye gitti?

    Aslında hiçbir yere gitmedi.

    Biz onun içinden geçtik.

    Burada çok ilginç bir çelişki var:

    Zamanı yaşarken yavaş, geriye dönüp baktığımızda hızlı hissediyoruz.

    Çocukken yaz tatilinin bitmesini beklemek insana aylar sürüyormuş gibi gelirdi.

    Bugün ise 40-50 yıl önceki bir yazı düşündüğümüzde, “Sanki daha dün yaşandı” deriz.

    Demek ki zamanın hızını ölçen yalnızca saat değil.

    Hafızamız da zamanı ölçüyor.

    Belki de yaşlanınca zamanın hızlandığını düşünmemizin önemli nedenlerinden biri budur.

    Çünkü geride bıraktığımız yıllar çoğaldıkça, yeni yaşadığımız bir yıl geçmiş hayatımızın içinde daha küçük bir yer kaplamaya başlıyor.

    Bir başka gerçek daha var.

    Gençken önümüzde sonsuz bir gelecek olduğunu düşünürüz.

    Yaş ilerledikçe geçmişimiz büyür.

    Çocukluğumuz, gençliğimiz, iş hayatımız, ailemiz, dostlarımız, kaybettiklerimiz, kazandıklarımız…

    Hepsi arkamızda birikir.

    Gelecek ise geçmiş kadar büyük görünmez.

    Bu nedenle geçen her yılın farkına daha fazla varırız.

    Belki de yaşlandıkça zamanın hızlandığını değil, zamanın değerini daha iyi anladığımızı söylemek daha doğru.

    Ben 76 yaşındayım.

    Bugün geriye dönüp baktığımda çocukluğumdan bugüne uzanan hayatımı düşündüğümde, ne kadar uzun bir hayat yaşamışım diyorum.

    Ama aynı zamanda son yılların nasıl geçtiğine bakınca da şaşırıyorum.

    İnsan belli bir yaşa gelince çok önemli bir gerçeği daha iyi anlıyor:

    Zamanı durduramıyoruz.

    Saatin akışını yavaşlatamıyoruz.

    Dünü geri getiremiyoruz.

    Ama zamanı nasıl yaşayacağımıza bir ölçüde biz karar verebiliyoruz.

    Yeni şeyler öğrenmek, okumak, yürümek, yüzmek, bisiklete binmek, dostlarla sohbet etmek, sevdiklerimizle vakit geçirmek…

    Bunların her biri hayatın içine yeni izler bırakıyor.

    Belki de bu nedenle yaş ilerledikçe yapılması gereken, Zaman ne kadar çabuk geçiyor diye yakınmak değil, elimde kalan zamanı nasıl daha anlamlı yaşayabilirim? diye sormaktır.

Çünkü zamanın yavaşlamasını sağlayamayız.

 Ama hayatımızı zenginleştirerek, geçen zamanın içini daha fazla anıyla doldurabiliriz.

    Çocukken zamanın geçmesini bekliyorduk.

    Şimdi ise zamanın durmasını istiyoruz.

    Oysa ikisinde de yanılıyoruz.

    Zaman ne çocukken yavaştı ne de bugün hızlı.

    Zaman hep aynı hızda akıyor.

    Değişen biziz.

    Zaman neden su gibi akıp gidiyor?

    ​Zaman neden hızlandı?

    Kıyamet mi yaklaşıyor?

    ​Çocukken bitmeyen günler, şimdi akıp giden yıllar

Dünyanın sonuna yaklaşıldıkça hayatın hızı artıyor, insanlar koşturmaca içinde ne yaşadıklarını anlamıyor. Günler aynı rutine sıkışıyor, koşturmaktan anı yaşayamıyoruz. Manevi olarak da vakitlerin o uzun, huzurlu ve bereketli hali yerini telaşa bırakıyor.

​Çocukken her şey yenidir. İlk kez bisiklete binersiniz, ilk kez denizi görürsünüz, ilk kez kar yağan bir gün yaşarsınız. Beynimiz bu yeni bilgileri kaydetmek için zamanı yavaş çekimde işler ve hafızaya çok detaylı kaydeder. Bu yüzden o anlar bize çok uzun gelir.

Yaşlandıkça hayatımız rutinleşir. Ev, iş yolu, aynı işler, benzer haftasonları... Beynimiz aşina olduğu şeyleri kaydetmek için enerji harcamaz, otopilota bağlar. Otopilottayken de geçmişe dönüp baktığımızda arada dolu dolu bir detay bulamayız. Bu yüzden zaman tek bir blok halinde, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş gibi görünür.

Demek ki zaman gerçekten hızlanmıyor; hızlanan bizim hayat tarzımız, azalan ise hayatın farkındalığı ve o an da kalabilme becerimiz.

Söyleyeceğim o ki:

Koşmayı bırakın, anı yakalayın, sevdiklerinize vakit ayırın. Çünkü zamanın hızına karşı durabileceğimiz tek kalkan, onu hakkıyla ve farkında olarak yaşayabilmektir.

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz