Mehmet Fuat Ergün & YAŞLILIK İNSANA VERİLMİŞ EN BÜYÜK NİMETTİR

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
12.09.2026 tarihli yaşlılığı konu ettiğim köşe yazımdan sonra okuyucularımdan olumlu geri dönüşler aldım.
Bizlerin yaşlanmadığını tarihe tanıklık ettiğini düşünen biri olarak, Dr. Mustafa Yeşil arkadaşımdan aldığım bir yazıya esinlenerek bu köşe yazımı yazıyorum.
Yaşayan insan sonunda mutlaka yaşlanacaktır. Ne olur yaşlı diye bizi dışlamayın.
Yaşlılığında insan yaşamında nimetleri vardır.
Bu nimetlerden bazılarını hatırlatmak isterim.
- Gençlik bir hayat mücadelesidir; yaşlılık ise o mücadelenin tatlı meyvelerini toplama zamanıdır.
- Yaşlanmak bir dağa tırmanmaya benzer; nefesiniz daralır ama manzaranız çok daha geniş ve güzel olur.
- Gençler aynada güzelliklerini görür. Yaşlıların aynasız yüzde okuduğu hayatın ta kendisidir.
- Yaşlılık, acele etmenin bittiği, anın tadını çıkarıldığı ve hayatın bilgeliğiyle demlenilen en sakin bir limandır.
- Her yaşın ayrı bir baharı vardır. Yaşlılık ise ruhun en berrak ve en huzurlu sonbaharıdır.
- Yaşlandığımızda yıllar insanı fiziksel olarak yorar; ruhunu ise hayatın fırtınalarına karşı sarsılmaz bir çınara dönüştürür.
Bize sık sık “yaşlılar” deniyor.
Ama bu sıradan görünen sözün ardında, pek az kişinin üzerinde düşündüğü büyük bir gerçek var.
Biz, artık var olmayan bir dünyanın yaşayan son tanıklarıyız.
Bize dikkatle baktığınızda saçlarımızdaki beyazları, yavaşlayan adımlarımızı ve ancak yılların öğretebildiği o sakin sabrı görebilirsiniz.
Ama hikâyelerimizi gerçekten dinlerseniz, çok daha fazlasını keşfedersiniz.
Biz sadece hayatın sonbaharını yaşayan insanlar değiliz…
İnsanlık tarihinin en büyük değişimlerinden birine tanıklık etmiş bir nesiliz.
Yavaş, sakin ve yüz yüze yaşanan analog bir dünyadan, baş döndürücü bir hızla gelişen dijital çağa geçtik. Üstelik bütün bu değişimlerin içinde insanlığımızı, duygularımızı ve değerlerimizi kaybetmeden...
Bizim çocukluğumuz, bugünün çocuklarına neredeyse başka bir dünyadan kalmış gibi gelebilir. Oyuncaklarımız basitti. Tozlu sokaklarda oynanan misketler, kaldırıma çizilen seksekler, mutfak masasında oynanan dama ve iskambil oyunları. Yılbaşı geceleri ailece oynadığımız tombalarla birinci çinko, ikinci çinko ve arkasından tombala çığlıklarımız.
Akşam sokak lambaları yandığında, eve dönme vaktinin geldiğini bilirdik.
Akıllı telefonlarımız yoktu.
Sosyal medya yoktu.
Sonsuz ekran akışları da.
Anılarımızı gerçek hayatın içinde biriktirirdik.
Yaralanan dizlerle, sokaklarda yankılanan kahkahalarla ve birbirimizin gözlerinin içine bakarak kurduğumuz dostluklarla.
BİR NESLİN HAYATIMIZA MÜZİK EŞLİK ETTİ
Sonra dünya değişmeye başladı.
Müzik değişti, hayat değişti, teknoloji değişti.
Plakların sesi evlerimizi doldururken gençlik yıllarımızın şarkılarını dinledik.
İlk danslarımızı yaptık, ilk aşklarımızı yaşadık ve geleceğe dair hayaller kurduk.
Aşklarımız da bugünkü kadar hızlı değildi.
Mektuplar yazılır, cevapları günlerce beklenirdi.
Bir telefon görüşmesi için bazen saatlerce beklemek gerekirdi.
Ama beklemenin de ayrı bir heyecanı, ayrı bir güzelliği vardı.
BİZ DÜNYANIN DEĞİŞİMİNE TANIKLIK ETTİK
Siyah beyaz televizyonlardan Ay’a ilk adımın atılışını izledik.
Mektupların günlerce, bazen haftalarca yolculuk ettiği zamanları yaşadık.
Çevirmeli telefonları kullandık.
Kütüphanelerde saatlerce araştırma yaptık.
Defterlerimize öğretmenin tahtaya yazdıklarını özenle geçirdik.
Bir hata yaptığımızda silgi kullanırdık.
Hayatı bir tuşa basarak geri alamazdık…
Sonra bilgisayarlar hayatımıza girdi.
İnternet doğdu.
Cep telefonları çıktı.
Ve bugün…
Bir zamanlar koca odaları kaplayan makinelerin avucumuzun içine sığdığını gördük.
Dünyanın öbür ucundaki sevdiklerimizle saniyeler içinde konuşabilir hâle geldik.
Yapay zekâyı, dijital dünyayı ve teknolojinin baş döndüren hızını gördük.
Ve bütün bunlara rağmen
uyum sağlamayı başardık.
BİZ SADECE YAŞ ALMADIK, HAYATI YAŞADIK.
Sevdik, evlenip yuvalar kurduk, çocuklarımızı büyüttük, torunlarımızla çocukluğumuzu yaşadık. Dostlarımızı arkadaşlarımızı, aile fertlerimizi kaybettik.
Yeni hayatlara hoş geldin derken, bazılarına gözyaşlarıyla veda ettik.
Hayatın hem en güzel hem de en acı taraflarını gördük. Ama yaşadığımız her şeyi hafızamızda ve yüreğimizde taşımaya devam ettik.
Çünkü biz sadece yaşlanan insanlar değiliz. Biz yaşayan bir hafızayız. Geçmiş ile gelecek arasında kurulmuş canlı köprüleriz.
Bizim hatıralarımızda artık sadece fotoğraflarda ve eski hikâyelerde kalan bir dünya var. Sokaklarda özgürce oynayan çocuklar. Komşuluklar, kapısı kilitlenmeyen evler var.
Bir bardak çayın etrafında saatlerce süren sohbetler, birbirinin derdiyle dertlenen insanlar var.
Biz, bugünün dünyasına geçmişten gelen birer tanığız.
Biz bugünün dünyasına geçmişten gelen birer kalıntı değil, o dünyanın en sağlam temellerini atan şahitleriyiz. Ve yaş aldıkça, bu mirası geleceğe taşımanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Bu yazıyı kaleme alırken, geçmişin sıcaklığını bugünün penceresinden izleyen tüm dostlara sevgi ve selamlar...
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma