Ana Sayfa / Yazarlar / Nazım Turan & 1923’ÜN İRADESİ, BUGÜNÜN SORUMLULUĞU

Nazım Turan & 1923’ÜN İRADESİ, BUGÜNÜN SORUMLULUĞU

26 Ekim 2026 15:32
Nazım Turan & 1923’ÜN İRADESİ, BUGÜNÜN SORUMLULUĞU
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

Ekim 1923…

Savaş bitmişti. Fakat yoksulluk, hastalık ve çaresizlik Anadolu’nun üzerinden henüz çekilmemişti. Cepheden dönmeyenlerin evlerinde yas, dönebilenlerin önünde ise yeniden kurulmayı bekleyen bir hayat vardı.

Bugün Cumhuriyet’in kuruluşunu konuşurken çoğu zaman o büyük kararın heyecanını hatırlıyoruz. Oysa kararın büyüklüğünü anlayabilmek için önce alındığı memleketin hâline bakmak gerekiyor.

Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından Hasan Rıza Soyak, hatıralarında tam da bu soruyu sorar: Cumhuriyet ilan edildiğinde memleket ne durumdaydı?

Anlattığı tablo ağırdır. Uzun savaşlarda kaybedilmiş insan gücü, yakılıp yıkılmış şehirler, üretimi gerilemiş tarlalar, yetersiz ulaşım imkânları… Sıtma, verem ve başka hastalıklarla mücadele eden bir halk. Okuma yazma imkânından mahrum geniş kitleler. En temel ihtiyaçlarını karşılayacak sanayisi bulunmayan bir ülke.

Kazanılan bağımsızlığın yaşayabilmesi için şimdi bu ülkenin ayağa kaldırılması gerekiyordu.

Kolay olan, şartların ağırlığını anlatıp beklemekti. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’i kuran kadrolar ise o şartları değiştirmeye giriştiler.

1923’ün iradesi burada saklıdır: İmkânsızlıkları kabul edip geleceği onlara teslim etmemek.

Cumhuriyet, bir hanedanın tebaası olarak görülen insanın, ülkesinin geleceğinde söz sahibi yurttaşa dönüşmesinin yolunu açtı. Bu dönüşüm; okulda, fabrikada, mahkemede ve kadınların toplumsal hayata katılımında karşılığını buldu. Köydeki bir çocuğun okuyabilmesi, bir genç kızın meslek sahibi olabilmesi, insanın kendi geleceğini kurabilmesi demekti.

Elbette bu yol kusursuz yürünmedi. Ancak bize düşen, Cumhuriyet’in eksiklerini onun eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık iddiasını güçlendirerek gidermektir.

103’üncü yılında ölçümüz de budur: Gençler emeklerinin karşılık bulacağına inanıyor mu? Yurttaş hakkını ararken adalete güveniyor mu? Devletin kapısında ehliyet mi, yakınlık mı önem taşıyor?

Bayrağı asmak kıymetlidir. O bayrağın altında yaşayan insanların hakkını ve onurunu korumak da aynı bağlılığın gereğidir. Millet adına kullanılan yetki, millete hesap verme sorumluluğunu beraberinde getirir.

Bugün hukuka ve adalete güvenin aşındığı, düşüncesini özgürce söylemenin cesaret istediği, emeğiyle insanca yaşamanın giderek zorlaştığı bir ortamda Cumhuriyet’in anlamını daha derinden düşünmek zorundayız.

Çünkü Cumhuriyet’in yurttaşı, hakkını alabilmek için bir tanıdık aramak, düşüncesini söylerken başına gelecekleri hesaplamak, alın teriyle geçinebilmek için onurundan ödün vermek zorunda kalmamalıdır. Adaletin herkese eşit işlediği, özgürlüklerin güvence altında olduğu, insanın yarınına güvenle bakabildiği bir ülke istemek, Cumhuriyet’in kuruluşundaki sözü hatırlatmaktır.

1923’te onca yokluğun içinde bir milletin geleceğini kuranlara borcumuz, bugün yaşanan haksızlıkları ve yoksunlukları olağan kabul etmemektir. Cumhuriyet’i korumak; onun adını yaşatırken yurttaşına verdiği değeri de savunmayı gerektirir.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımızı ve Cumhuriyet’imizi borçlu olduğumuz herkesi saygı ve minnetle anıyorum. Daha adil, daha özgür, insan onuruna yaraşır bir gelecek inancıyla Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum.

Ve Ahmet Taner Kışlalı’nın bugün daha da anlam kazanan sözlerini hatırlatıyorum:

“Eğer cumhuriyeti koruyabilirseniz, yitirdiğiniz demokrasiye bir gün yeniden kavuşabilirsiniz. Ama eğer cumhuriyeti yitirirseniz, demokrasiyi de zaten yitirmişsiniz demektir.”

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz