Nazım Turan & ANKARA’DA NATO (3) Trump, Erdoğan ve Değişen Dünya

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
İlk iki yazıda Ankara’nın ev sahipliğini ve zirvenin objektiflere yansıyan renkli görüntülerini konuştuk.
Bugün biraz işin mutfağına bakalım.
Çünkü NATO zirvelerinde asıl kararlar kameraların önünde değil, kapalı kapılar ardında alınıyor.
Bu zirvenin en önemli isimlerinden biri hiç şüphesiz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı.
Ev sahibi olmanın verdiği avantajı iyi kullandı.
Liderlerle peş peşe görüşmeler yaptı.
En önemli mesajı ise Avrupa’ya verdi:
“Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği eksik kalır.”
Bence bu sözün üzerinde düşünmek gerekiyor.
Karadeniz’i konuşacaksınız…
Türkiye var.
Orta Doğu’yu konuşacaksınız…
Türkiye var.
Enerji koridorlarını konuşacaksınız…
Türkiye var.
Göçü konuşacaksınız…
Yine Türkiye var.
O halde Türkiye’yi sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlamak, Avrupa’nın da çıkarına değildir.
Zirvenin en çok beklenen görüşmelerinden biri Erdoğan ile Donald Trump arasındaydı.
Trump, Türkiye ile ilişkiler konusunda olumlu mesajlar verdi.
F-35 programına ilişkin kapıyı tamamen kapatmadı.
KAAN’da kullanılabilecek uçak motorları konusunda da olumlu açıklamalar geldi.
Bunlar elbette önemlidir.
Ama ben uluslararası siyasette verilen ilk söze değil, atılan son imzaya bakarım.
Çünkü Washington’da kararlar tek kişinin ağzından çıkan sözlerle bitmiyor.
Kongre var.
Pentagon var.
Lobiler var.
Bürokrasi var.
Trump Ankara’dayken Türkiye’ye sıcak mesajlar verebilir.
“Bu işi çözeriz.” diyebilir.
Ama Washington’a döndüğünde dosyalar yeniden masaya gelir.
Yunanistan konuşur.
İsrail konuşur.
Kongre konuşur.
Sonra o sıcak mesajların tonu değişebilir.
Umarım bu kez farklı olur.
Çünkü iki müttefik arasındaki sorunların sürekli ertelenmesi kimseye fayda sağlamıyor.
Trump’ın bir sözü ise en çok dikkatimi çeken cümle oldu.
“Türkiye, birçok açıdan, sadık olmasını beklediğimiz bazı ülkelerden bile daha sadık davrandı.”
Birçok kişi bunu övgü olarak değerlendirdi.
Ben biraz farklı düşündüm.
Devletlerin sadakati olmaz.
Devletlerin çıkarları olur.
Türkiye, bir ülkenin sadakatini ölçtüğü bir müttefik değil; kendi çıkarlarını koruyan bağımsız bir devlettir.
Tam bu noktada aklıma, rahmetli Dışişleri Bakanlarımızdan İhsan Sabri Çağlayangil’e atfedilen o meşhur söz geldi:
“Batı, Türkiye’yi Yunanistan’ı ezmeyecek, İsrail’i tehdit etmeyecek kadar güçlendirir.”
Bu söz yıllardır tartışılır.
Ama insan ister istemez bugüne de bakıyor.
Yunanistan F-35 kullanıyor.
İsrail F-35 kullanıyor.
Türkiye ise kendi ödediği uçaklar konusunda bile yıllarca beklemek zorunda kaldı.
Demek ki bazı sorular hâlâ cevap bekliyor.
Şunu da teslim etmek gerekir…
Türkiye savunma sanayiinde son yıllarda önemli bir mesafe aldı.
İHA’lar…
SİHA’lar…
KAAN…
Füzeler…
Bunlar küçümsenecek başarılar değil.
Ama güçlü olmak sadece silah üretmek değildir.
Ekonominiz güçlü olacak.
Teknolojiniz güçlü olacak.
Eğitiminiz güçlü olacak.
Hukuk sisteminiz güçlü olacak.
Liyakat güçlü olacak.
İşte o zaman kimse size hangi uçağı verip vermeyeceğini tartışamaz.
Ankara’daki NATO Zirvesi bana bir kez daha şunu gösterdi:
Dünya yeni bir döneme giriyor.
Daha sert…
Daha rekabetçi…
Daha belirsiz…
Böyle bir dönemde Türkiye’nin en büyük gücü sadece ordusu değil; aklı, diplomasisi ve devlet tecrübesi olacaktır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bugün de yolumuzu aydınlatan şu sözüyle bitirelim:
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Bu söz, pasif kalmayı değil; güçlü, itibarlı ve caydırıcı bir devlet olarak barışı korumayı ifade eder.
Temennim odur ki Türkiye, değişen dünya düzeninde başkalarının yazdığı senaryonun oyuncusu değil; kendi senaryosunu yazan, sözü dinlenen, güçlü ve saygın bir ülke olarak yoluna devam etsin.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma