Nazım Turan & ÇALMAK NE ZAMAN NORMAL OLDU?

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Haberlere bakıyoruz; fonlarda usulsüzlük, belediyelerde yolsuzluk, ihalelerde oyun, rüşvet iddiaları… Biri bitmeden diğeri geliyor. Ama beni asıl korkutan, artık bunlara alışmamız.
Biraz kızıp başka habere geçiyoruz. Sanki başkasının hakkını yemek, bu hayatın değişmez bir parçasıymış gibi.
Son dönemdeki ahlaki çöküşün en açık işareti bu: Hırsızlık ayıplanacağına açıklanıyor, haksız kazanç sorgulanacağına takdir ediliyor.
“Herkes götürüyor.”
“Adam yolunu bulmuş.”
“Sen de olsan yapardın.”
Bu sözlerle çalanı cesaretlendiriyor, dürüst kalanı küçümsüyoruz. Çalışarak kazanmak sabırsızlıkla karşılanırken, kısa yoldan köşeyi dönmek beceri sayılıyor.
Mesele kişinin hangi siyasi partiden olduğu, hangi dini inancı taşıdığı, hangi memleketten geldiği değil. Kamu malını cebine indireni “Bizden biri” diye koruyamayız.
Ama karşı taraftaki yapınca “Hırsızlık!” diye bağırıyor, yakınımız yapınca “Bir hata olmuş” diyoruz. Böylece yapılanı değil, yapanın kimliğini ölçü alıyoruz.
Bu, kendi tarafımıza göre ahlak üretmektir.
Kendimi bildim bileli ticaretin içindeyim. Çalışırım, işimi takip ederim, fırsatları da değerlendiririm. Şükürler olsun, durumum iyi. Ama bazı haberlerde gördüğümüz, birkaç ayda ya da birkaç yılda oluşan büyük servetlere, bunca yıllık çalışmayla bile ulaşamadım.
Kimsenin parasında gözüm yok. Yalnızca soruyorum: Yıllarca çalışarak, üreterek, risk alarak biriktirilemeyen servetler bu kadar kısa sürede nasıl oluşuyor?
Elbette her zenginlik şüpheli değildir. Sorun zengin olmak değil; nasıl kazanıldığının önemsenmemesi.
6 Şubat depremlerinin ardından bir emniyet müdürünün evinde depremzedelere gönderilen çadır, jeneratör ve ısıtıcılar bulundu. Zimmet suçlamasıyla yargılanan müdür, malzemeleri kaybolmasın diye aldığını savundu. Tanık polis ise onun “Millet tır tır götürüyor, biz bir iki şey götürsek ne olur?” dediğini anlattı.
İnsanlar bir çadıra muhtaçken bile başkasının daha çok götürmesi gerekçe gösterilebiliyorsa, mesele yalnızca para değildir. Vicdanın sınırları aşınmıştır.
Hâlâ alın teriyle yaşayan, hakkı olmayana el uzatmayan milyonlarca insan var. Onların emeğini değersizleştiren bu anlayış, çocuklarımıza da kötü bir ders veriyor: “Çalışman yetmez, yolunu bulman gerekir.”
Böyle bir gelecek istemiyorsak denetim işleyecek, hukuk herkese eşit uygulanacak, yönetenler hesap verecek. Biz de kendi çevremizdeki haksızlığa susmayacağız. Çünkü toplum, suçu işleyen kadar onu mazur görenin tavrıyla da şekillenir.
Galina Serebryakova’nın Ateşi Çalmak romanında aktarılan şu sözler bugün de ne kadar anlamlı:
“Bize ne çar, ne imparator, ne dini lider, ne de kalıtsal yeteneksizliği örten kral cübbesi gerekli; biz aklı başında, sıradan, ölümlü ve kendisini seçmiş olan halkı anlayan bir yeryüzü insanı istiyoruz.”
Ne kadar doğru… Halkını anlayan, hesap veren ve dürüstlüğüyle örnek olan insanlar.
Çünkü çalınan para geri alınabilir. Ama hırsızlığı normal sayan bir toplumun kaybettiği ahlakı geri getirmek çok daha zordur.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma