Nazım Turan & CUMHURİYET’İ KUTLADIK. PEKİ, ANLADIK MI? — 1 Bağ evindeki yol ayrımı

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladık. Evet, koskoca bir yüzyıl. Üzerine eklenen üç yıl daha… Bayraklarımızı astık, marşlarımızı söyledik, Atatürk’ü saygıyla andık. Peki, Cumhuriyet’in hangi düşünceye karşı, hangi engeller aşılarak kurulduğunu yeterince düşündük mü?
Cumhuriyet, savaşın kazanılmasıyla kendiliğinden doğmadı. İşgal ordularını yenmek başka, egemenliği saraydan alıp millete vermek başkaydı. Mustafa Kemal, cephede kazandığı zaferin ardından, kurulacak düzen için de mücadele etmek zorundaydı.
Üstelik bu kez karşısındaki görüşler, birlikte yürüdüğü arkadaşlarından geliyordu.
Nutuk’ta anlattığı bir gece, bu ayrılığı açıkça gösterir.
Saltanat henüz kaldırılmamıştı. Rauf Bey, Mustafa Kemal’i önemli meseleleri konuşmak üzere Refet Paşa’nın Keçiören’deki evine davet etti. Ali Fuat Paşa da oradaydı.
Rauf Bey, Meclis çevresinde Mustafa Kemal’in saltanatı, belki hilafeti de kaldıracağı endişesinin bulunduğunu söylüyor; kendisinden Meclis’e güvence vermesini istiyordu. (turkoloji.cu.edu.tr)
Mustafa Kemal, Rauf Bey’e kendi düşüncesini sordu.
Rauf Bey, saltanat ve hilafete vicdanıyla, duygularıyla bağlı olduğunu anlattı. Babasının padişahın nimetiyle yetiştiğini, kendisinin bu bağlılığa sırt çeviremeyeceğini belirtiyordu. Milleti bir arada tutabilmek için herkesin üzerinde gördüğü yüksek bir makama ihtiyaç bulunduğuna inanıyordu.
Refet Paşa aynı görüşteydi. Ali Fuat Paşa ise Moskova’dan yeni döndüğünü söyleyerek kesin bir değerlendirme yapmaktan kaçındı.
Mustafa Kemal’in cevabı, Nutuk’un günümüz Türkçesindeki aktarımıyla şöyleydi:
“Üzerinde durduğunuz konu bugünün işi değildir. Meclis’te bazılarının telaş ve heyecana kapılmalarına da gerek yoktur.”
Ancak Rauf Bey, bu sözlerin Meclis kürsüsünden de söylenmesini istiyordu. Mustafa Kemal, arkadaşlarına verdiği cevabı bir kâğıt parçasına kurşun kalemle yazdığını, ertesi gün Meclis’te söylemeye söz verdiğini ve sözünü yerine getirdiğini anlatır. (turkoloji.cu.edu.tr)
Bu cevabı, saltanatın sonsuza kadar korunacağına verilmiş bir söz gibi okumamak gerekir. Mustafa Kemal, meselenin zamanını ve şartlarını gözetiyordu. Önündeki yolun, askerî zafer kadar siyasi irade gerektirdiğini biliyordu.
O sofradaki ayrılık, kişisel bir anlaşmazlıktan büyüktü. Aynı memleketi kurtarmak için mücadele etmiş insanlar, onun nasıl yönetileceğinde birleşemiyordu.
Bir tarafta alışılmış makamlara bağlılık, diğer tarafta milletin kendi kaderine sahip olması düşüncesi vardı.
Arkadaşlarının Millî Mücadele’deki hizmetleri elbette değerliydi. Fakat geçmişte birlikte savaşmış olmak, geleceğe aynı gözle bakmayı sağlamıyordu. Memleket kurtarılmıştı; şimdi kurtarılan memleketin kime ait olacağı belirleniyordu.
Bir hanedana mı, millete mi?
Cumhuriyet’in büyüklüğü, bu soruya verdiği cevaptadır. Devletin sahibi olmayı doğumla kazanılan bir ayrıcalık olmaktan çıkarıp milletin ortak hakkına dönüştürmesindedir.
Bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluşunu yalnızca bir takvim yaprağına, bir akşam yemeğine veya bir ilan cümlesine sığdıramayız. Arkasında, yerleşmiş bağlılıklarla hesaplaşan büyük bir düşünce mücadelesi vardır.
Mustafa Kemal’in önündeki mesele, kurtardığı vatanın insanlarını kendi geleceklerinin sahibi yapmaktı.
( Mustafa Kemal Paşa’nın, saltanatın kaldırılmasından önce Keçiören’deki bağ evinde Rauf Bey, Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa ile yaptığı görüşmenin temsili canlandırması, 1922. )
Yarın: Padişahın kulundan Cumhuriyet’in yurttaşına…
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma