Ana Sayfa / Yazarlar / Nazım Turan & Doğan Kuban’ı Anlamak: Kent Kültürü, Düşünce ve Türkiye’nin Aynası

Nazım Turan & Doğan Kuban’ı Anlamak: Kent Kültürü, Düşünce ve Türkiye’nin Aynası

26 Mayıs 2026 09:03
Nazım Turan & Doğan Kuban’ı Anlamak: Kent Kültürü, Düşünce ve Türkiye’nin Aynası
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

Türkiye’de uzun zamandır sadece siyaset değil, şehirler, kültür ve düşünce biçimi de değişiyor. Bu değişimin ne anlama geldiğini yıllar önce en iyi anlatan isimlerden biri Doğan Kuban’dı.

“Kasaba politikacıları” ülkeyi yönetmeye başlayınca insanlar da onları kendine yakın görmeye başladı.

Doğan Kuban yıllar önce tam da buna dikkat çekiyordu:
“Türk aydını, Amerikan sömürgeciliği ve kırsal kültür tarafından esir alındı; olan bitenler ahlaki ve entelektüel iflastır.”

İlk duyduğunuzda bu söz biraz sert gelebilir.
Ama bugün etrafımıza bakınca neden böyle düşündüğünü daha iyi anlıyoruz.

Çünkü mesele sadece siyaset değil.
Asıl mesele, toplumun düşünce seviyesinin zamanla nasıl gerilediği.

Doğan Kuban sadece bir mimar ya da akademisyen değildi.
Şehirler üzerinden toplumun ruhunu okumaya çalışan bir düşünce insanıydı. İstanbul’u anlatırken aslında Türkiye’nin değişen zihniyetini anlatıyordu.

Paris’te doğdu, hayatını İstanbul’un hafızasını anlamaya ve anlatmaya adadı. Ama anlattığı şey sadece mimarlık değildi. Şehirlerin ruhunu, insanların yaşam biçimini ve kültürün nasıl oluştuğunu anlatıyordu. Büyük sloganlar atmadı. Daha çok net ve dürüst cümlelerle Türkiye’ye ayna tuttu.

Ben onu çok yakından tanıyan biri değildim.
Sadece birkaç yazısını okudum, birkaç konuşmasına denk geldim. Ama bazen bir insanı anlamak için yıllarca tanımak gerekmez. Kurduğu birkaç cümle bile nasıl bir birikimi olduğunu hissettirir.

Özellikle “kentlilik”, “cehalet”, “kültür” ve “çağdaşlaşma” üzerine söyledikleri insanın aklında kalıyor.

Çünkü anlattıkları biraz da bizim hikâyemizdi.

Ben Anadolu’nun küçük bir kasabasından çıkıp ailesiyle İstanbul’a göç etmiş bir kuşağın içinden geliyorum.
Bizim nesil için şehir sadece yeni bir adres değildi; bambaşka bir hayat tarzıydı.

Ama yıllar içinde şunu gördüm:
Bir şehre taşınmak insanı otomatik olarak şehirli yapmıyor.

Doğan Kuban’ın en dikkat çekici taraflarından biri buydu bence.
Kentliliği bina kalabalığıyla değil, düşünce biçimiyle açıklıyordu.
Ona göre çağdaşlık sadece teknoloji kullanmak değildi; farklı fikirlere saygı duymak, estetik anlayışını geliştirmek, kamusal kültüre sahip çıkmak ve birlikte yaşamayı öğrenmekti.

Belki de bu yüzden söyledikleri bugün hâlâ güncel geliyor.

Çünkü Türkiye’nin yaşadığı birçok sorunun temelinde aslında ciddi bir kültür ve eğitim meselesi var.
Üniversite sayısını artırabilirsiniz ama düşünce üretilemiyorsa sorun devam eder.
Binaları yükseltebilirsiniz ama estetik anlayışı gelişmiyorsa şehir büyümez.
İnsanlar zenginleşebilir ama zihniyet değişmiyorsa toplum ilerlemez.

Ben kendi hayatımda Anadolu’nun sıcaklığını ve samimiyetini kaybetmeden; modern şehrin disiplinini, üretme kültürünü ve dünyaya açık tarafını anlamaya çalıştım.

Çocuklarımı da böyle yetiştirmeye gayret ettim.
Sadece iyi okullarda okumaları değil; yaşadıkları şehrin kültürel, sportif ve sanatsal imkânlarından faydalanmaları da önemliydi benim için.
Tiyatrolara gittiler, konserler dinlediler, sporun disiplinini öğrendiler, farklı hayatlarla aynı şehirde yaşamayı deneyimlediler.

Ama geldikleri toprağın değerlerini de unutmadılar.
Saygıyı, emeği ve insan ilişkilerindeki samimiyeti korumaya çalıştılar.

Belki de asıl mesele bu.
Köklerinden kopmadan gelişebilmek…

Mustafa Kemal Atatürk hakkında söyledikleri de dikkat çekiciydi.
Atatürk’ün “akıl ve bilim” vurgusunun Türkiye için hâlâ en önemli çıkış yolu olduğunu düşünüyordu. Modernleşmenin sadece teknoloji almak değil, düşünce biçimini değiştirmek olduğunu anlatıyordu.

Ve belki de en değerli tarafı şuydu:
Karamsar görünse bile umudunu tamamen kaybetmedi.

Türkiye’nin er ya da geç dünyayla yeniden güçlü bir bağ kuracağına inanıyordu. Bunun yolunun da bağırıp çağırmaktan değil; bilimden, eğitimden, kültürden ve gerçek anlamda çağdaşlaşmaktan geçtiğini söylüyordu.

22 Eylül 2021’de aramızdan ayrıldı.
Ama bazı insanlar gittikten sonra da susmaz.

Cümleleri yıllar sonra bile insanların zihninde dolaşmaya devam eder.
Ve galiba bu ülkenin bugün en çok ihtiyacı olan şey; birbirini susturan insanlar değil, insanlara düşünmeyi hatırlatan insanlardır.

 

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz