Nazım Turan & Dün Senatoya, Bugün Gazze’ye: Terörün Değişmeyen Dili

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Geçenlerde elime eski olayları anlatan bir gazete geçti. Sayfaları karıştırırken büyük bir başlık ve hemen altındaki fotoğraflar dikkatimi çekti.
Haberde, 8 Aralık 1920’de Romanya Senatosuna yapılan bombalı saldırı anlatılıyordu. Bükreş’te uzun yıllardır yaşıyoruz ama bu şehrin geçmişinde kalmış birçok olayı hâlâ bilmiyoruz. Ben de merak ettim ve biraz araştırdım.
Okudukça bunun sıradan bir saldırı olmadığını gördüm. İşin içinde siyaset, ideoloji ve susturulmak istenen bir konuşma vardı.
O gün Romanya Senatosu, bugünkü Bükreş Üniversitesi binasında toplanmıştı. Saat 14.40 civarında salonda büyük bir patlama oldu. Camlar kırıldı, duvarlar sarsıldı. Her yer bir anda duman, enkaz ve çığlıklarla doldu.
Greko-Katolik Piskoposu Demetriu Radu olay yerinde hayatını kaybetti. Adalet Bakanı Dimitrie Greceanu ertesi gün, Senatör Spirea Gheorghiu ise birkaç gün sonra öldü. Senato Başkanı General Constantin Coandă’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı.
Bu olay, Romanya tarihinin ilk büyük siyasi bombalı saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti.
Bombayı Max Goldstein, Leon Lichtblau ve Saul Osias hazırlamıştı. Üçü de Yahudi kökenliydi ve komünist-anarşist düşüncelerden etkilenmiş radikal çevrelerde bulunuyordu. Siyasi amaçlarına ulaşmak için şiddeti kullanmaktan çekinmiyorlardı.
Saldırının başındaki isim Max Goldstein’dı. Daha önce de İçişleri Bakanı Constantin Argetoianu’nun bulunduğu treni havaya uçurmaya çalışmıştı. Patlayıcı hazırlarken bir elini kaybetmiş, yerine metal bir kanca taktırmıştı. Bu yüzden polis kayıtlarında “kancalı adam” olarak tanınıyordu.
Senato saldırısını da önceden planlamışlardı.
Binaya yan taraftaki bir kapıdan girdiler. Bir Alman top mermisinden hazırladıkları saatli düzeneği, Senato başkanlık makamı ile kraliyet koltuklarının yakınındaki bir perdenin arkasına yerleştirdiler.
Patlama saatini 15.00 olarak ayarladılar. Fakat düzenek yaklaşık yirmi dakika erken çalıştı. Bu hata, belki de çok daha büyük bir katliamı önledi.
Haberde beni asıl düşündüren kişi ise Octavian Goga oldu.
Bazı kaynaklara göre saldırının başlıca hedefi, o gün Senatoda konuşması beklenen şair ve siyasetçi Octavian Goga’ydı. Milliyetçi fikirleri ve sert Yahudi karşıtı sözleriyle tanınan Goga, salona girmeden önce koridorda kendisiyle görüşmek isteyen bir kişi tarafından durdurulmuştu. Bu tesadüf sayesinde patlamadan kurtuldu.
Saldırının yalnızca Goga’ya yönelik olduğu kesin olarak kanıtlanmış değil. Düzeneğin yerleştirildiği nokta, devletin önde gelen yöneticilerinin de hedef alındığını gösteriyor. Fakat Goga’nın o gün konuşacak olması bana göre sıradan bir ayrıntı değildir.
Eğer asıl hedef gerçekten Goga idiyse, o bomba yalnızca bir insanı öldürmek için konulmamıştı. Onun sözlerini, düşüncelerini ve temsil ettiği siyasi anlayışı susturmak için yerleştirilmişti.
Bir düşünceye başka bir düşünceyle cevap vermek yerine, bombayla cevap vermeyi seçmişlerdi.
Terör biraz da budur zaten: Cevap veremediğin sözü zorla susturmaya çalışmak…
Gazete saldırganları “Komünist Parti mensupları” olarak tanımlıyordu. Ancak saldırı Aralık 1920’de gerçekleşmiş, Romanya Komünist Partisi ise Mayıs 1921’de kurulmuştu. Bu nedenle onları komünist ve anarşist fikirlerden etkilenmiş radikaller olarak tanımlamak daha doğrudur.
Fakat bu tarih ayrıntısı işledikleri suçu hafifletmez.
Goldstein, mahkemede patlayıcıyı nasıl hazırladıklarını, binaya nasıl girdiklerini ve nereye yerleştirdiklerini açıkça anlattı. İnsanların ölebileceğini biliyordu. Buna rağmen geri adım atmadı.
Bunun adı siyasi cinayet ve terördür.
Bu haberi okurken ister istemez bugünü, Gazze’yi ve Filistin’de yaşananları düşündüm.
Aradan yüz yıldan fazla zaman geçti. Dünya değişti, silahlar büyüdü, bombalar daha ölümcül hâle geldi. Fakat kendisini tek doğru kabul eden ve karşısındaki insana yaşama hakkı tanımayan karanlık anlayış değişmedi.
Bugün radikal Siyonist politikalarda da aynı tavrı görüyoruz: Kendi siyasi hedeflerini, din yorumunu ve çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmak… Karşı çıkan sesi susturmak, direnen insanı toprağından çıkarmak, kendisine ait görmediği evleri, kurumları ve şehirleri yok etmek…
Elbette 1920’deki saldırıyla bugün yaşananlar arasında doğrudan bir örgütsel bağ kuramayız. Fakat ikisinin arkasındaki düşüncede ürkütücü bir benzerlik var:
“Benim gibi düşünmüyorsan konuşmaya, bana direniyorsan yaşamaya hakkın yok.”
1920’de Octavian Goga’nın konuşmasını susturmak için Romanya Senatosuna bomba konulduğu söyleniyordu.
Bugün Gazze’de ise yalnızca insanlar öldürülmüyor. Bir halkın sesi, hafızası, toprağı ve geleceği de bombalanıyor.
Gazeteyi katlayıp masaya bıraktım ama haber zihnimde kapanmadı.
Çünkü tarihler, ülkeler ve kullanılan silahlar değişse de başkasının sesini zorla susturmak isteyen karanlık anlayış kolay kolay değişmiyor.
Dün bunun adı terördü.
Bugün de öyle…
Foto Galeri
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma