Nazım Turan & Ekmeğin Peşinden Ankara'ya…

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
1927 yılı…
Ankara'nın Anafartalar Caddesi…
Gazeteci İsmail Müştak Mayakon, karşısında Ahmet Rasim'i görünce şaşkınlığını gizleyemez.
"Üstat, siz Ankara'da ne yapıyorsunuz? Haber verseydiniz ya…"
Karşısındaki sıradan bir gazeteci değildir.
Ahmet Rasim, yarım asrı aşan meslek hayatında Türk basınının en güçlü kalemlerinden biri olmuş, yüzü aşkın eser vermiş, gazeteciliği sadece haber yazmak olarak görmeyen bir fikir adamıdır. Balkan Savaşı'nı, Birinci Dünya Savaşı'nı yerinde takip etmiş; 1916 yılında Sabah Gazetesi adına Romanya Cephesi'ne harp muhabiri olarak gönderilmiş, cepheden yazdığı mektuplarla savaşın yalnızca cephedeki çatışmalarını değil, insanların yaşadığı acıları, şehirlerin sessizliğini ve cephe gerisindeki hayatı da anlatmıştır. Bugün bu yazılar "Romanya Mektupları" adıyla yeniden yayımlanmakta ve dönemin en önemli tanıklıkları arasında gösterilmektedir.
Böylesine büyük bir kalem...
Böylesine güçlü bir gazeteci...
Ama zaman acımasızdır.
Bir dönemin gazete patronları birer birer çekilmiş, yaşı ilerleyen Ahmet Rasim de geçim sıkıntısıyla baş başa kalmıştır. Buna rağmen gururundan hiçbir zaman ödün vermez. Kimseye "İşsiz kaldım." demez.
Her zamanki zarif mizahıyla tebessüm eder:
"Fırınlarda ekmekleri yuvarlak yapıyorlar. Elimden düştü, yuvarlana yuvarlana Ankara'ya kadar geldi. Ben de peşinden geldim."
İsmail Müştak bu sözü ince bir nükte olarak değerlendirir. Gülümser, sohbet eder ve ayrılır.
O akşam Çankaya Köşkü'nde bu konuşmayı Mustafa Kemal Atatürk'e anlatır.
Masadakiler tebessüm eder.
Atatürk ise gülmez.
Kısa bir sessizliğin ardından sorar:
"Ahmet Rasim Bey'in nerede kaldığını öğrendiniz mi?"
"Hayır Paşam..."
"Peki, neden Ankara'ya geldiğini anladınız mı?"
Yine sessizlik...
Atatürk'ün yüzü ciddileşir.
"Yarım asır Türk irfanına hizmet etmiş böyle kıymetli bir insan size ekmek derdini anlatıyor; siz ise yalnızca sözün güzelliğini görüyorsunuz."
Hemen bir otomobil hazırlanmasını ister.
O günlerin küçük Ankara'sında oteller tek tek aranır.
Ahmet Rasim bulunur ve Çankaya Köşkü'ne davet edilir.
Atatürk onu kapıda karşılar.
Sofrasında yanına oturtur.
Bizzat ikramlarda bulunur.
Uzun uzun sohbet eder.
Bu ilginin sebebi yalnızca Ahmet Rasim'in içinde bulunduğu zor durum değildir.
Mustafa Kemal, Ahmet Rasim'in kalemini yıllardır yakından takip etmektedir. Özellikle savaş yıllarında cepheden gönderdiği yazıları dikkatle okumuş, milletin yaşadıklarını bütün çıplaklığıyla anlatan bu güçlü gazeteciyi her zaman takdir etmiştir. Çünkü Ahmet Rasim, savaşın yalnızca askerî yönünü değil, insan hikâyelerini de yazıyordu. O satırlar, bir dönemin hafızasıydı.
Sohbetin ilerleyen dakikalarında Atatürk, Ahmet Rasim'e nazikçe eğilir.
"Üstadım… Boş bulunan İstanbul milletvekilliğini kabul buyurur musunuz?"
Rivayete göre Ahmet Rasim, büyük bir mahcubiyetle ayağa kalkar. Atatürk'ün elini öpmek ister ve şu cevabı verir:
"Demek ekmek gerçekten aslanın ağzındaymış."
Atatürk elini öptürmez.
1927 yılında Ahmet Rasim, İstanbul milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girer ve 1932 yılındaki vefatına kadar bu görevi sürdürür.
Bu hikâyeyi her okuduğumda aynı noktada duruyorum.
İsmail Müştak, Ahmet Rasim'in sözlerini duydu.
Mustafa Kemal ise o sözlerin ardındaki sessiz çığlığı duydu.
Belki de Mustafa Kemal'i yalnızca büyük bir komutan değil, tarihe yön veren büyük bir lider yapan da buydu.
Çünkü gerçek liderler, insanların yalnızca söylediklerini değil; söyleyemediklerini de anlayabilen insanlardır.
Kaynakça
Necdet Rüştü Efe, aktaran Hilmi Yücebaş, Atatürk'ün Nükteleri – Fıkraları – Hatıraları, Kültür Kitabevi, İstanbul, 1963, s. 187.
Ahmet Rasim, Romanya Mektupları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Ahmet Rasim biyografisi, Atatürk Ansiklopedisi.
Ahmet Rasim, Vikipedi (meslek hayatı ve 1916 Romanya Cephesi görevi).
Foto Galeri
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma