Nazım Turan & Evin Sahibi Geri Döndüğünde

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Bugün dünya çok farklı bir dönemden geçiyor.
Onlarca yıldır görmediğimiz, belki de İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en gergin savaş atmosferlerinden birinin içindeyiz. Sınırlar yeniden tartışılıyor, güç dengeleri yeniden kuruluyor ve insanlık bir kez daha tarihin sert dönemeçlerinden birine doğru ilerliyor.
Böyle zamanlarda tarih bize yalnızca savaşları değil, insanın sabrını, aklını ve evini koruma mücadelesini de anlatır.
Bugün sizlerle insanlık tarihinin en eski ama en öğretici hikâyelerinden birini paylaşmak istiyorum.
Bu hikâye, yaklaşık 2800 yıl önce yaşamış olan Yunan ozanı Homeros’un ünlü destanı Odysseia’dan geliyor. Homeros, dünya edebiyatının en büyük anlatıcılarından biri kabul edilir. Onun destanlarında savaş, yolculuk, sabır ve eve dönüş anlatılır.
Odysseia’daki en etkileyici sahnelerden biri, Odysseus’un yirmi yıllık savaş ve sürgün gibi geçen yolculukların ardından nihayet İthaka’ya döndüğü anda yaşanır.
İnsan böyle bir hikâyenin kutlamayla bitmesini bekler. Kahraman eve döner, aile yeniden birleşir ve düzen yeniden kurulur.
Ama Homeros bambaşka bir şey yapar.
Odysseus, tanrıça Athena’nın uyarısıyla adasına döner. Athena ona sarayının yıllardır yüzü aşkın talip tarafından ele geçirildiğini söyler. Bu adamlar onun öldüğüne inanmış, sarayında yaşamaya başlamış, onun ekmeğini yemiş, şarabını içmiş ve karısı Penelope’yi içlerinden biriyle evlenmeye zorlamaya kalkışmıştır.
Bunun üzerine Odysseus saraya kral olarak değil, bir dilenci kılığında girer.
İthaka’nın gerçek kralı, kendi sarayının salonlarında paçavralar içinde dolaşırken, evini yağmalayan adamlar onun sofralarında oturur. Ona alay ederler, kırıntılar fırlatırlar. İçlerinden biri kalkıp ona vurur.
Ve Odysseus buna katlanır.
İşte hikâyenin en çarpıcı tarafı budur.
Kiklop’u kör eden, denizlerin felaketlerinden kurtulan, tanrıların gazabından sağ çıkan o adam şimdi kendi evinde hakareti sessizce yutar.
Homeros şöyle anlatır:
Kalbi göğsünde yanıyordu. Onlara hemen saldırmak istiyordu. Ama kendini tuttu. Bekledi.
Çünkü bazen zafer, kılıçtan önce sabırla kazanılır.
Odysseus saldırmak yerine sarayı dikkatle izler. Adamları sayar. Alışkanlıklarını gözlemler. Hangi hizmetkârların sadık kaldığını, hangilerinin ihanet ettiğini sessizce fark eder.
Odysseia’nın kahramanı burada çoğu insanın yapamayacağı bir şeyi yapar:
İntikamını doğru zaman gelene kadar erteler.
Sonunda Penelope bir yarışma ilan eder.
Odysseus’un büyük yayı çıkarılır ve Penelope şöyle der:
“Kim bu yayı gerip yan yana dizilmiş on iki balta başının içinden oku geçirebilirse, onunla evleneceğim.”
Talipler teker teker dener.
Ama hiçbiri yayı bükemez bile.
Sonra dilenci söz ister.
Salonda kahkahalar yükselir. Ama sonunda yayı ona verirler.
Odysseus yayı eline alır.
Hiç zorlanmadan gerer.
Homeros, kirişin gerilme sesinin salonda bir kırlangıcın kanat çırpışı gibi yankılandığını söyler.
Sonra ok yerleştirilir.
Tek bir atış…
Ok, on iki balta başının içinden tertemiz geçer.
İşte o anda dilenci ortadan kaybolur.
Yerine İthaka’nın gerçek kralı çıkar.
Odysseus yayı taliplere doğrultur ve kim olduğunu söyler.
Sonrasında Yunan edebiyatının en sert sahnelerinden biri yaşanır.
Kapılar kapatılır. Salon mühürlenir. Talipler artık kapana kısıldıklarını anlarlar ama çok geçtir.
Odysseus, oğlu Telemakhos ve iki sadık hizmetkârı onları teker teker öldürmeye başlar.
Kaçış yoktur.
Merhamet yoktur.
Pazarlık yoktur.
Yıllarca başkasının evini yağmalayan adamlar, o evin içinde ölürler.
Evet, sahne serttir.
Ama Homeros burada bize önemli bir şey anlatır.
Odysseus için gerçek tehlike denizlerdeki canavarlar değildi.
Ne fırtınalar, ne uzun yolculuklar.
Asıl tehlike şuydu:
O yokken bir başkasının onun yerini alması.
Odysseus geri döndüğünde İthaka’daki herkese basit bir gerçeği hatırlatır:
Bir insanın evi, onun için mücadele etmeye hazır olmadığı sürece gerçekten onun değildir.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma