Nazım Turan & Kapıyı Çalmayan

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Yıl 1876.
Osmanlı’nın son demleri.
İstanbul’da ağır bir sessizlik taşıyan eski bir konak.
Avluda bir paşa oturur.
Etrafında bekleyen insanlar vardır.
Her biri sıraya girmiştir.
Kiminin gözünde umut, kiminin cebinde dilekçe, kiminin dilinde yalvarış…
Herkes bir şey ister:
İş ister.
Torpil ister.
Affedilmek ister.
Para ister.
Kapının önünde bir adam vardır.
Ama farklıdır.
Sıraya girmez.
Kapıyı çalmaz.
Sesini yükseltmez.
Bekler… ama beklemek için değil.
Paşa fark eder onu.
Bakışları takılır.
— Sen neden bekliyorsun? der.
Adam başını kaldırır.
Sesinde ne öfke vardır ne beklenti.
— Bir şey istemeye gelmedim.
Paşa’nın kaşları çatılır.
— O zaman niye buradasın?
Adam sakin bir cümleyle cevap verir:
— Gücünüzü görmek için.
Paşa güler.
Kendinden emin bir kahkaha.
— Gücüm ortada.
Adam başını sallar.
— Hayır.
— Güç, kapıyı çalmayana ne yaptığınızdır.
Avlu susar.
Rüzgâr bile durur sanki.
Paşa ilk kez ayağa kalkar.
Adamı yanına çağırır.
— Gir içeri.
Adam bir adım geri çekilir.
— Girmem.
— Neden?
— Çünkü girersem,
— sizin gücünüz değil,
— benim ihtiyacım konuşur.
Adam döner, gider.
O gün paşa herkese iş verir.
Herkesi memnun eder.
Dağıtır, imzalar, vaat eder.
Ama o adam gitmiştir.
Ve işte o yüzden eskiler der ki:
“Kapıyı çalmayandan kork.”
Çünkü kapıyı çalmayanın ihtiyacı yoktur.
İhtiyacı olmayanın dili keskindir.
Ve iktidar, en çok da ona karşı savunmasızdır.
Bugün de değişen bir şey yok.
Kapılar aynı.
Avlular kalabalık.
İstekler tanıdık.
Ama hâlâ arada biri çıkar,
kapıyı çalmaz.
İşte asıl mesele,
ona ne yaptığınızdır.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma