Ana Sayfa / Yazarlar / Nazım Turan & Kazıklı Voyvoda: Tarihin Kahramanı mı, Osmanlı’nın Kanlı Düşmanı mı?

Nazım Turan & Kazıklı Voyvoda: Tarihin Kahramanı mı, Osmanlı’nın Kanlı Düşmanı mı?

7 Temmuz 2026 09:22
Nazım Turan & Kazıklı Voyvoda: Tarihin Kahramanı mı, Osmanlı’nın Kanlı Düşmanı mı?
Tahmini okuma süresi: 0 dakika

Dil Seçin

Haberi Rumence okuyun

Tarih, aynı kişiyi bir millete kahraman, başka bir millete ise zalim olarak gösterebilir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Eflak Voyvodası III. Vlad’dır. Biz onu Osmanlı kaynaklarından tanırız; adı Kazıklı Voyvoda olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Romanya’da ise birçok kişi onu devletini ve bağımsızlığını korumaya çalışan cesur bir hükümdar olarak görür.

Gerçek ise bu iki anlatının arasında bir yerde durmaktadır.

  1. yüzyıl, bugünün hukuk anlayışıyla değerlendirilemeyecek kadar sert bir dönemdi. Avrupa’da meydanlarda insanlar yakılıyor, idam ediliyor, işkence sıradan bir devlet yöntemi olarak görülüyordu. Osmanlı, Macar Krallığı ve diğer Avrupa devletleri de ağır cezalar uyguluyordu. Ancak Vlad’ı farklı kılan, şiddeti yalnızca ceza olarak değil, devlet yönetiminin ve savaş stratejisinin temel unsurlarından biri hâline getirmesiydi.

Osmanlı kroniklerine göre Vlad, binlerce Osmanlı askerini, sivili ve savaş esirini kazığa oturttu. Bu nedenle Türk tarihinde ona “Kazıklı Voyvoda” denildi. Bu isim bir unvan değil, onun uyguladığı yöntemin bıraktığı derin izdi.

1462 yılında Fatih Sultan Mehmed’in Eflak seferi sırasında Târgoviște yakınlarında görülen binlerce kazığa geçirilmiş insanın oluşturduğu korkunç manzara, tarih kitaplarında “Kazık Ormanı” olarak anlatılır. Osmanlı ordusu, daha şehre ulaşmadan psikolojik savaşın en ağır örneklerinden biriyle karşılaşmıştı.

Bazı Batılı kaynaklar, bu manzaranın Fatih Sultan Mehmed’i bile şaşkına çevirdiğini yazar. Ancak bunu, “Fatih korktu ve geri çekildi” şeklinde yorumlamak tarihî gerçekleri eksik okumaktır. Seferin amacı yalnızca Vlad’ı cezalandırmak değil, Osmanlı nüfuzunu yeniden tesis etmekti. Vlad kaçmış, yerine Osmanlı’ya bağlı kardeşi Radu geçirilmiş, böylece siyasi hedef büyük ölçüde gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla seferin sonucunu yalnızca “korku” ile açıklamak doğru değildir.

Öte yandan Romanya açısından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkar. Osmanlı’nın giderek büyüyen gücü karşısında küçük bir prensliğin ayakta kalabilmesi kolay değildi. Vlad, sertliği sayesinde otoriteyi sağladığını düşünenler için bağımsızlığın sembolü hâline geldi. Rivayet edilen altın kadeh hikâyesi de bunu anlatır: Halk arasında, bir çeşmeye bırakılan altın kupayı kimsenin çalmaya cesaret edemediği söylenir. Bu hikâye, onun adaletinden çok, kurduğu korku düzenini simgeler.

Ne var ki tarih yalnızca efsanelerden ibaret değildir. Alman şehirlerinde basılan dönemin broşürleri Vlad’ı bir canavar gibi resmederken, Romen halk anlatıları onu adalet dağıtan bir hükümdar olarak yüceltmiştir. Gerçek muhtemelen ikisinin de tam ortasındadır.

Biz Türkler için Kazıklı Voyvoda’nın adı, kazığa geçirilen Osmanlı askerleri ve masum insanların acılarıyla birlikte anılır. Fatih Sultan Mehmed ise yalnızca büyük bir komutan değil; İstanbul’u fetheden, hukuk sistemi kuran, farklı din ve milletleri bir arada yaşatmayı başaran büyük bir devlet adamıdır. Bu nedenle Türk tarih hafızasında bu iki isim aynı sayfada yer alsa da, temsil ettikleri değerler farklıdır.

Bununla birlikte, 21. yüzyılda yaşayan bizlerin görevi, geçmişin savaşlarını bugünün dostluklarına taşımak değildir. Türkiye ile Romanya bugün stratejik ortak, NATO müttefiki ve güçlü ekonomik ilişkilere sahip iki dost ülkedir. Tarih, düşmanlık üretmek için değil; geçmişi anlamak ve geleceği daha sağlam kurmak için okunmalıdır.

Kazıklı Voyvoda’yı anlamak, onu yüceltmek ya da şeytanlaştırmak değildir. Aynı şekilde Fatih Sultan Mehmed’i anlamak da yalnızca fetihleriyle değil, kurduğu medeniyetle değerlendirmeyi gerektirir.

Tarih, siyah ve beyaz değildir. Ancak bir gerçek vardır ki değişmez: Türk milletinin hafızasında Kazıklı Voyvoda, kahramandan önce Osmanlı topraklarında büyük acılara sebep olan bir düşman olarak yaşamaya devam edecektir. Romanya’nın hafızasında ise bağımsızlık mücadelesinin sert yüzlerinden biri olarak anılacaktır.

Belki de tarihin en önemli dersi şudur: Aynı olay, farklı milletlerin hafızasında farklı anlamlar taşır. Önemli olan, bu farklılıkları bilerek geçmişe saygıyla bakmak ve geleceği birlikte inşa edebilmektir.

 

Paylaş:

AI Sesli Okuma

Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma

Premium

İlgili Haberler

Yorumlar

Yorum Yaz