Nazım Turan & Memleketten Dönerken Malum, yaz aylarındayız

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Yurt dışında yaşayanların çoğu bu aylarda memleketine gider. Kimi köyüne, kimi kasabasına, kimi de doğduğu şehre… Aile görülür, dostlarla oturulur, hasret giderilir. Sonra bavullar yeniden hazırlanır ve herkes yaşadığı ülkeye geri döner.
Ben de uzun yıllardır Romanya’da yaşıyorum. Türkiye’ye her geldiğimde yalnızca tatil yapmam; çevreme bakar, insanlarla konuşur, dinlerim. Dönüş yolunda da gördüklerimi düşünürüm.
Bu gelişimde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, ülkenin ne kadar bereketli ve güzel olduğu oldu.
Türkiye gerçekten bir cennet gibi… Toprağı verimli, iklimi çeşit çeşit. Bir yanda deniz, bir yanda dağlar, bir yanda ovalar…
Her köşe başında manavlar var. Renk renk tezgâhlarda taze meyve ve sebzeler… Domatesi, biberi, üzümü, kirazı, kayısısı… Sanki doğa bütün cömertliğini burada sergiliyor.
İnsan bakınca gerçekten şükrediyor. Böyle bir toprakta yaşamak büyük bir nimet.
Ama işin diğer tarafı da var…
Bu bolluğa rağmen insanlar bu ürünleri alırken zorlanıyor. Fiyatlar artık eskisi gibi değil. Manav tezgâhları ne kadar zengin görünse de, çoğu kişi fiyat etiketine bakarak karar veriyor.
Bir yanda doğanın cömertliği, diğer yanda hayatın ağırlığı…
Son yıllarda buna eklenen bir başka görüntü de motorlu kurye trafiği.
Büyük şehirlerde neredeyse her sokakta motosikletli kuryeler var. Sipariş yetiştirme telaşıyla sürekli hareket halindeler. Bu durum zaman zaman trafikte riskli görüntüler oluşturuyor.
Sağdan soldan hızla geçen motorlar, aniden çıkan kuryeler, yoğun bir trafik akışı… Sürücüler ve yayalar için dikkat gerektiren bir tablo.
Bir restoranda yemek yediğimde ya da bir kafede oturduğumda da benzer bir durumla karşılaşıyorum. Çoğu zaman Romanya’dan daha fazla ödüyorum. Bazen hesap geldiğinde şaşırıyorum.
Avrupa’nın farklı ülkelerini de gördüğüm için fiyatları karşılaştırabiliyorum. Bu yüzden Türkiye’de insanların bu koşullarda nasıl geçindiğini merak etmemek elde değil.
Bir yanda kafeler, restoranlar ve alışveriş merkezleri dolu; diğer yanda ise birçok insan hayat pahalılığından ve geçim sıkıntısından bahsediyor.
Yurt dışında yaşadığımı söylediğimde sohbet çoğu zaman aynı noktaya geliyor:
“Biz de gelelim.”
“Bizi de götür.”
“Nasıl gidebiliriz?”
Bunu o kadar sık duymaya başladım ki artık şaşırmıyorum. İnsanlar daha düzenli ve güvenli bir hayat kurmak istiyor. En çok da çocuklarının geleceğini düşünüyorlar.
Bu sorular bile tek başına çok şey anlatıyor: İnsanlar yaşadıkları yerde geleceği görmekte zorlanıyor.
Hayat pahalılığıyla birlikte en çok konuşulan bir diğer konu da borçlar. Birçok kişi “borcu geri alamıyorum” diyor. Eski borçlar yeni borçlarla kapatılmaya çalışılıyor.
Burada mesele sadece para değil, aynı zamanda güven meselesi.
Zaten en büyük sorunlardan biri güven kaybı. İnsanlar birbirine güvenmiyor, ticarette sözler zayıflamış durumda.
Bu durum siyasete de yansıyor. Bir olay olduğunda önce kimin yaptığına bakılıyor. “Bizden” ise farklı, “karşı taraftan” ise farklı değerlendiriliyor.
Oysa adaletin tarafı olmaz. Önemli olan kişinin kim olduğu değil, ne yaptığıdır.
Günlük hayatın bir başka yönü de dijital alışkanlıklar. Herkesin elinde telefon var, uzun süreler ekran başında vakit geçiriliyor.
Şehirlerde yeni kafeler açılıyor. Elbette bu kötü değil. Ancak pahalı bir kahve içmek ya da fotoğraf paylaşmak tek başına modernlik değildir.
Gerçek modernleşme; okumak, üretmek, bilime değer vermek ve hukuka güvenmektir.
Türkiye’ye baktığımda her yerde yeni binalar ve şantiyeler görüyorum. Beton yükseliyor.
Ama asıl soru şudur: Eğitim, hukuk, bilim ve üretim de aynı hızla gelişiyor mu?
Bence tartışılması gereken temel konu budur.
Elbette Türkiye’yi karamsar bir tabloyla anlatmak istemem. Bu ülkede hâlâ çalışan, üreten ve geleceği için mücadele eden milyonlarca insan var.
Fakat sorun sadece ekonomi değildir. Asıl mesele güven duygusunun zayıflamasıdır.
Bir ülke sadece yollarla ve binalarla güçlü olmaz. Adalet, eğitim, bilim ve güven de en az onlar kadar önemlidir.
Memleketten dönerken aklımda kalan düşünce yine aynı oldu:
Türkiye’nin daha fazla betondan önce daha fazla güvene ve adalete ihtiyacı var.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, insanların birbirine duyduğu güvendir.
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma