Nazım Turan & Sakarya’da Bir Alayın Başında Genç Bir Teğmen Kalmıştı

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
28 Ağustos 1921 sabahı…
Sakarya’nın kavrulmuş bozkırında yalnızca bir savaş verilmiyordu. Bir millet, var olmakla yok olmak arasındaki son çizgide direniyordu.
Yunan ordusu, Türk cephesini kuşatarak Ankara yolunu açmak için bütün gücüyle saldırıyordu. Mangal Dağı ile Türbe Tepe hattında günlerdir süren çatışmalar artık bir can pazarına dönüşmüştü.
Karşılarında sayıca az, cephanesi sınırlı, günlerdir uykusuz fakat geri dönmeyi aklından bile geçirmeyen Mehmetçik vardı.
O cehennemin içinde iki Giresun gönüllü alayı da savaşıyordu:
Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan Bey’in komutasındaki 42’nci Alay ile Topal Osman Ağa’nın 47’nci Alayı…
Karadeniz’in köylerinden kalkıp gelmişlerdi. Üzerlerinde çoğunun aba zıpkası, yüreklerinde ise memleket sevdası vardı. Evlerini, ailelerini ve sevdiklerini geride bırakmış; vatanın kaderini Sakarya’nın ortasında omuzlamışlardı.
28 Ağustos sabahı Yunan birlikleri bütün şiddetiyle yeniden taarruza geçti. Çarpışmalar öylesine ağırdı ki 42’nci Alayın subay kadrosu neredeyse tamamen tükendi. Cepheden gönderilen askerî raporda, alay komutanlığının artık bir ihtiyat teğmeninin elinde olduğu bildiriliyordu.
Bu cümlenin üzerinde biraz durmak gerekir:
Bir alayın başında yalnızca genç bir teğmen kalmıştı.
Fakat alay hâlâ savaşıyor, mevzi hâlâ terk edilmiyordu.
Çünkü geride yalnızca Ankara yoktu. Geride analar, çocuklar, evler, ocaklar, minareler ve henüz adı konulmamış bir Cumhuriyet vardı.
42’nci Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey de o gün ağır yaralandı. İki gün sonra Haymana’da şehit oldu. Karadeniz’den birlikte yola çıktığı silah arkadaşlarının birçoğu gibi o da memleketine dönemedi.
Belki cebinde ailesinden kalmış birkaç satır, zihninde Giresun’un dağları, savaş bittikten sonra gerçekleştirmek istediği küçük hayalleri vardı.
Bilemiyoruz…
Bildiğimiz tek şey, onların yarım kalan hayatlarının üzerinde bizim bugünümüzün yükseldiğidir.
Mustafa Kemal Paşa’nın o günlerde verdiği tarihî emir, işte böylesine ağır bir tablonun içinden yükselmişti:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.”
Bu söz yalnızca askerî bir emir değildi. Bir milletin artık geri çekilecek başka yeri kalmadığının ilanıydı.
Aradan 105 yıl geçti.
Özgürce konuşabiliyor, kendi bayrağımızın altında yaşayabiliyorsak; bunu yalnızca tarih kitaplarında isimlerini okuduğumuz büyük komutanlara değil, adını dahi bilmediğimiz binlerce Mehmetçiğe borçluyuz.
105 yıl önce Sakarya’da bir değil, binlerce güneş battı.
Bir milletin ufku bir daha kararmasın diye…
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan Bey’i, Giresun gönüllülerini ve Sakarya’da toprağa düşen bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
Ruhları şad olsun.
Foto Galeri
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma