Nazım Turan & ZEYTİNDAĞI: BİR İMPARATORLUĞUN İÇ SESİ -1

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Bazı kitaplar vardır…
Sadece okunmaz.
İnsanın içine dokunur.
Zeytindağı benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
Okurken duygulandım… yer yer üzüldüm… çoğu zaman durup düşündüm.
Bitirdiğimde ise şunu fark ettim:
Bu sadece bir tarih kitabı değil, bir yüzleşme metni.
Bu yüzden birçok arkadaşıma tavsiye ettim, etmeye de devam ediyorum.
Bu köşede de birkaç gün boyunca bu eserden kısa bölümlerle hem okuyanlara bir hatırlatma yapmak, hem de henüz okumamış olanlara bir ön fikir sunmak istiyorum.
***
“Suriye, Filistin ve Hicaz’da:
Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:Estağfurullah! idi…”
Bu cümleyi ilk okuduğumda duraksadım.
Bir insan neden böyle cevap verir?
Bu sadece bir kelime değil…
Bir mesafe, bir kırgınlık, belki de bir yabancılık.
***
Falih Rıfkı Atay, Birinci Dünya Savaşı sırasında Şam ve Kudüs’te görev yaparken sadece cepheyi değil, insanları da gözlemler:
“Halep’ten bu taraf geçmeyen şey yalnız Türk kâğıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor.”
“Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizim değildi.”
“Sokaklarda turistler gibi dolaşıyoruz.”
Bu cümlelerde insanın içini burkan bir yalnızlık var.
Oradasın… ama değilsin.
***
Kudüs’teki tablo daha da çarpıcı:
“Kudüs’ün en güzel yapısı Almanların…”
“Ticaret, kültür, binalar… her şey başkalarının.”
Osmanlı’nın payına düşen ise:
“Yalnız jandarma bizim idi; jandarmanın esvabı.”
***
Bir imparatorluk düşünün…
Toprakları var ama ruhu yok.
***
Yarın: Bu kopuş nasıl oldu? Neden bu topraklarda kök salınamadı?
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma