Sahteciliğin Türkiye ekonomisine ağır faturası

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
*Vergi kaybı, işsizlik, haksız rekabet ve bozulan ülke imajı
Türkiye’de giderek büyüyen sahte ve kayıt dışı ürün piyasası; devletin vergi ve sosyal güvenlik gelirlerini azaltırken, yasal üreticileri haksız rekabetle karşı karşıya bırakıyor. Tekstil ve hazır giyim sektörleri 2025’i yaklaşık 31 milyar dolarlık ihracatla kapatırken sektör temsilcileri, sahteciliğin Türkiye’nin yurt dışındaki imajına da zarar verdiğini belirtiyor. Yalnızca ayakkabı sektöründe sahte ve taklit ürünlerin oluşturduğu yıllık ekonomik kaybın 35 milyar lirayı geçtiği bildiriliyor.
Sahte ve taklit ürün ticaretinin Türkiye ekonomisine verdiği zarar, ürünleri üreten ve satanların elde ettiği kayıt dışı kazancın çok ötesine geçiyor.
Sahtecilik nedeniyle devlet vergi ve sosyal güvenlik primi kaybına uğrarken, bütün yasal yükümlülüklerini yerine getiren üreticiler kayıt dışı işletmelerle rekabet etmek zorunda kalıyor. Sahte ürünlerin yurt dışına çıkarılması ise Türkiye’nin ihracatçı ülke imajını zedeliyor.
Anadolu Ajansının 29 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Fikrî Mülkiyet Suçları ve Halk Sağlığı Çalıştayı”na ilişkin haberinde de sahteciliğin vergi gelirleri, kayıt dışı ekonomi, istihdam, üretim ve marka değeri üzerindeki olumsuz etkileri gündeme getirildi.
Çalıştayda sahte ürün ticaretinin organize suç örgütleri ve yasa dışı finansman kanallarıyla ilişkisi de ele alındı. İnternet satışları, sosyal medya platformları ve dijital pazar yerlerinin sahte ürünlerin üretici ile tüketici arasında daha kolay dolaşmasını sağladığına dikkat çekildi.
TÜKETİCİLERİN YÜZDE 52’Sİ BİLEREK ALIYOR
Çalıştayda konuşan Uluslararası Markalar Birliği Üst Yöneticisi Etienne Sanz de Acedo, tüketicilerin yüzde 52’sinin sahte ürünleri bilerek ve isteyerek satın aldığına dikkat çekti.
Sahte ürünlerin yalnızca geleneksel kayıt dışı pazarlarda bulunmadığını belirten Acedo, bu malların dijital pazar yerleri ve ekonominin genelinde de yaygınlaştığını söyledi. Özellikle gençler arasında sahte ürün kullanımının giderek daha fazla kabul gördüğünü ifade etti.
Bu durum, sahtecilikle mücadelenin yalnızca polis ve gümrük operasyonlarıyla yürütülemeyeceğini gösteriyor. Sahte ürüne yönelik tüketici talebi devam ettiği sürece kayıt dışı üretim ve dağıtım ağları da yeni yöntemlerle faaliyetlerini sürdürüyor.
31 MİLYAR DOLARLIK SEKTÖR RİSK ALTINDA
Demirören Haber Ajansının aktardığına göre Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim sektörlerinin 2025 yılını yaklaşık 31 milyar dolarlık ihracatla kapattığını açıkladı.
Türkiye’nin üretim, istihdam ve ihracat bakımından en önemli alanlarından biri olan tekstil ve hazır giyim sektörü, aynı zamanda sahte ve taklit ürün ticaretinden en fazla etkilenen sektörler arasında bulunuyor.
Sahte üretim yapan işletmeler; tasarım, marka, kalite kontrol, sertifika, ürün güvenliği, sigortalı işçilik ve satış sonrası hizmet maliyetlerini üstlenmiyor. Vergi ve sosyal güvenlik yükümlülüklerinden kaçınan bu işletmeler, ürünlerini yasal üreticilerin karşılayamayacağı fiyatlarla piyasaya sürebiliyor.
Bütün yasal yükümlülüklerini yerine getiren üreticiler ise iç ve dış pazarda haksız rekabetle karşı karşıya kalıyor. Bu durum siparişlerin azalmasına, üretim kapasitesinin düşmesine, yatırımların ertelenmesine ve istihdam kaybına yol açabiliyor.
ÜÇ SEKTÖR KURULUŞUNDAN ORTAK UYARI
Birleşmiş Markalar Derneği, Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği tarafından yapılan ortak açıklamada, sahte ve kayıt dışı üretimin devleti milyarlarca lira zarara uğrattığı belirtildi.
Sektör kuruluşları, kayıt dışı üretimin yalnızca vergi gelirlerini azaltmadığını, Türkiye’nin yurt dışındaki imajına da zarar verdiğini vurguladı. Sahte ve kayıt dışı ürünlerle daha kararlı şekilde mücadele edilmesi istendi.
Kayıt dışı üretimde çalışanların büyük bölümünün sosyal güvence dışında kalması da ekonomik faturayı büyütüyor. Devlet bir taraftan vergi ve prim gelirinden mahrum kalırken diğer taraftan denetimsiz ve güvencesiz çalışma yaygınlaşıyor.
AYAKKABIDA KAYIP 35 MİLYAR LİRAYI AŞTI
Sahte ürün ticaretinin oluşturduğu ekonomik kaybın en belirgin görüldüğü sektörlerden biri ayakkabı oldu.
Dünya gazetesinin haberine göre Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği Başkanı Berke İçten, sahte ve taklit ürünlerin ayakkabı sektöründe oluşturduğu yıllık ekonomik kaybın 35 milyar lirayı aştığını açıkladı.
Türkiye’de üretilen sahte ayakkabıların yanında taklit ürün ithalatının da arttığını belirten sektör temsilcileri, kayıt dışı ürünlerin yasal ticaret üzerindeki baskısının büyüdüğünü kaydetti.
Sahte ürünlerin ayakkabı pazarındaki payının yüzde 15’e kadar ulaştığı belirtilirken, yasal üreticilerin hem iç pazarda hem de ihracatta rekabet gücü kaybettiği ifade edildi.
Ayakkabı sektöründe yaşanan sorun, sahteciliğin artık küçük ve dağınık atölyelerle sınırlı kalmadığını; üretimden dağıtıma ve perakende satışa kadar geniş bir kayıt dışı ekonomik yapı oluşturduğunu gösteriyor.
DEVLETİN KAYBI VERGİYLE SINIRLI DEĞİL
Sahte ve kayıt dışı üretim nedeniyle devlet; gelir veya kurumlar vergisi, sosyal güvenlik primi ve üretim zincirinde doğan diğer mali yükümlülüklerden mahrum kalıyor.
Kumaş, deri, iplik, boya, kimyasal madde, ambalaj, enerji ve nakliye gibi girdilerin faturasız kullanılması, kayıt dışılığın başka sektörlere de yayılmasına neden oluyor.
Ancak kamunun kaybı yalnızca tahsil edilemeyen vergilerden oluşmuyor. Kayıt dışı üretim nedeniyle sigortasız çalışanların artması, iş güvenliği standartlarının uygulanmaması ve halk sağlığını tehdit eden ürünlerin piyasaya girmesi de devlete yeni sosyal ve ekonomik maliyetler yüklüyor.
TÜRKİYE’NİN MARKALAŞMA HEDEFİNE DARBE
Türkiye uzun yıllardır düşük katma değerli fason üretimden markalı ve yüksek katma değerli ihracata geçmeyi hedefliyor. Sahte ürünlerin yaygınlaşması ise tasarıma, markalaşmaya ve ürün geliştirmeye yatırım yapan şirketlerin gelirlerini azaltıyor.
Bir işletmenin geliştirdiği ürün veya oluşturduğu marka, kısa süre içerisinde kayıt dışı atölyelerde taklit edilebiliyor. Sahte ürünü üretenler tasarım ve tanıtım maliyetine katlanmadan yasal üreticinin yatırımından kazanç sağlıyor.
Bu durum şirketlerin yeni ürün, tasarım ve marka yatırımlarına ayırabilecekleri kaynağı azaltıyor. Uzun vadede Türkiye’nin daha yüksek katma değerli üretim ve ihracata geçişini yavaşlatıyor.
“TÜRK MALI” ALGISI DA ZARAR GÖRÜYOR
Sektör temsilcilerinin dikkat çektiği bir başka tehlike, Türkiye’nin yurt dışındaki üretici ülke imajının zedelenmesi.
Sahte ürünlerin Türkiye ile birlikte anılması, yasal ve kaliteli üretim yapan binlerce Türk şirketini de zan altında bırakıyor. Yurt dışındaki alıcıların Türkiye’den gelen ürünlere daha ihtiyatlı yaklaşması, denetimlerin sıklaşması ve teslimat süreçlerinin uzaması dürüst ihracatçıların maliyetlerini artırabiliyor.
Sahte ürünü üreten veya satan kişi kısa vadede kayıt dışı kazanç sağlarken vergi, istihdam, yatırım, ihracat ve ülke itibarı üzerindeki faturayı Türkiye ekonomisinin tamamı ödüyor.
Sektör temsilcileri, sahtecilikle mücadelede üretim merkezleri, depolar, dijital pazar yerleri ve satış noktalarının birlikte denetlenmesini; marka sahipleri, kamu kurumları ve tüketiciler arasında daha güçlü bir iş birliği kurulmasını istiyor.
Gazete Balkan / Bükreş
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma